|
|
KAYMAKAMIN SEÇİM MERAKI
Yaklaşan seçimler genç kaymakamda derin bir merak uyandırır. Köylü hangi partiden yana oy kullanacaktır? Kasaba bürokratlarından bir kaçını da ardına takan kaymakam bir dağ köyüne doğru yola koyulur. Mevsim bahar, suların coşkun zamanı.. Köyün altından akan dere bir türlü geçit vermez. Kaymakam bağır çağır köy muhtarına sesini duyurur; muhtar gelir davetsiz misafirleri sırtlayarak teker teker sudan geçirir.
Konuklar köy odasında ikramlandıktan sonra kaymakam muhtarı yoklar.
"-Seçimlere de bir şey kalmadı muhtar, köylünün oyları bu sefer iktidara mı gider yoksa muhalefete mi?
Muhtar içini çeker:
"- Kaymakam bey bugün sizi sırtlayıp geçirdiğim dere var ya, geçenlerde keza merkezinden hanımlarımla dönerken yine o su karşımıza çıktı. Çaresiz sıra ile hanımları sırtlayıp karşıya geçirmem gerekti. Suyun tam ortasında zorlanırken küçük hanım "Efendi ne dersen, böyük hanım mı daha hafif yoksa ben mi? Diye sormaz mı?
Zaten burnumdan soliram, dedim ki:
"-O ki, ik(ini)z de beni eşşek edip dalıma (sırtıma)bindiz; seni de zuggum dutsun, oni da..!
MÖRDÜLÜKLÜ HACI SELAHATTİN
Hacı Selahattin ABD'de konuk çiftçi sıfatıyla bulunmuş, yenilikçi yanı olan, Hac sonrası sakalını kesdiği ve müzmin CHP'li kimliğini sürdürdüğü için Erzurum ölçüsünde radikal bir tipti. Mördülüklü, bu partici dönemlerinde elfaz-ı galizesi ile de meşhurdu.
CHP propaganda ekibiyle bir ova köyüne gidişlerini şöyle anlatır:
" Cip köye girer girmez önce kulaklandılar. Cipin önünde pır pır eden altı oku kim gördüyse, yüzünü çevirip savuştu. Propaganda yapacağız, kimse yanımıza gelmir. Baktım karşıdan tırpaniynan maraba tipli biri çıktı, cipi tam önünde durdurdum aşağı indik.
"-Selamın aleyküm, bu ne biçim köy? İki satır konuşacak adam yok. Bak biz propagandaya geldik!"
Adam gerçekten yanaşmanın tekiydi. Elbisesinden bir ip çeksen on tana yaması düşücek kadar fakirdi. Altı oklu bayrağı o da farketmişti, önce yüzünü ekşitti sonra gürledi:
"-He mi! Size rey verek ki, ekinleri çil çil götüresiz.."
Bu tepkiyi alınca "ola anlaşılan sen öğüdü yuvada almışsan, bu köyde hiç halkçı yok mu?" diye sordum
"O işlerle Kul Oğlu Ahmet uğraşır, ahan orda, bacaya torpah çekir" diyerek yıkıldı gitti.
Kuloğli Ehmet'ın yanına varınca aşağıdan seslendik
"-Ola bu kavatlarnan nasıl baş edirsen, in aşşağı da birez konuşah.."
-Ne baş edeceğem, sizin yüzünüzden günde on öğün ana-avradıma söğiller.
ANTİ KOMÜNİST KÖYLÜLER VE SOSYAL DEMOKRAT AĞA’YA KARŞI
Milletvekili Selçuk Erverdi 1969 seçim kampanyası esnasında atayurdu umudum’dadır.izzet ikramdan sonra sohbet meclisi kurulur, söz siyasete gelince Selçuk Bey siteme başlar:
“-Partideki muhaliflerim “Selçuk Bey’e köylüsi bili rey vermir” diyirler dayanamiram! Bakın siz siz rey vermesez de seçilirem, heç olmazsa köyümden oy alim ki, başımı tik dutim, canım!”
Köylüler:
“-Bey ey diyirsen, ey diyirsen de sizin partiye de gominist diyiller.”
“-İnandız mı? Hem goministlik ne bilir misiz?”
“-Bileceğimiz, irz, mal, namus, para, mülk, iş , herşey ortak!”
“-Bu yüzden Halk Partisinden gorhirsiz ele mi?”
“-He beg..Allah’ın bildiğini kuldan ne sahliyah..”
“-Peki ola cevap verin bahim, bu köyde tarla, çayır, mal mülk en çok kimde var?”
“-Allah daha da var etsin, sizde helbet !”
“-Para pul?”
“-Tavv! Para atlı biz yayan”
“-Peki ola hanginizin karısı , kızı, bacısından bizimkiler aşağı”
“-Anamız bacımız olsunlar, eseletlidirler.”
“-Eleyse deli gavatlar, goministlikten ben gorhmiraaam, siz niye gorhirsiz?”
PiROFOSOR DEDİGİN NE Çİ?
Erzurum’un son halk hikayecisi Behçet Mahir hastadır, Edebiyat Fakültesi Halk Edebiyatı hocaları hasta yoklamaya giderler. Kalabalık hoca grubuyla aniden karşılaşan ev halkı telaşlanır. Ancak Behçet Mahir’in karısının oralı olmaya hiç niyeti yoktur.
“- Ana! Neydecegih, bak bir sürü pirofosor gelmişler” diyen kızına telaşlnmaya gerek olmadığını şu sözlerle anlatır:
“-Pirofosor dedegin ne çi? Behçet’in yalanlarını yazir, yazir pirofosor olirlar”
DELİ ASAF
Erzurum ittihatçı kabadayılarından Aslan Dadaş’ın iki oğlundan biri Deli Esef öbürü kor Sabri’ydi. Bu kardeşlerin birçok nekreliği dilden dile dolaşırdı. Her ikisi de birer çarıklı erkân-ı harp’ti.
Deli Esef de Behçet Mahir gibi üniversitenin müstahdem kadrosunda çalışmıştı. 1970’li yılların başında emekli oldu. Türkiye Boks şampiyonlarından olan oğlu Yalçın da o yıllarda Polislik mesleğini seçmişti. Aynı mahalleden olduğum için babayı da oğulu da yakından tanıyordum. Bir gün Asaf amca ile Tebriz Kapısında karşılaştık. Hoşbeşten sonra Yalçın’ı sordum, başını öfke ile iki yana sallayıp:
“-Sorma, Urfa’ya sürmüşler!”
“-Deme emi!, ne için?
“-Ne için olacak, getmiş Türkeşci olmuş, Ecevit de tutmuş sürmüş. Ona dedim ki oğlum, siyaset senin neyen? Hökümatta o olmuş bu olmuş sene ne? Sabah kalktın bahtın: anan goynunda kim varsa baban odur!
KOR SABRİ
Bir çok mesleğe girip her defasında bir çeşit takaza sonucu işi bırakan Kor Sabri nihayet “kendi amirim kendim olayım” diyerek bir bakkal dükkanı açar. Oğlu Muharrem dışarıdaki sergi malları ile ilgilenirken, kor sabri içerde tezgahı beklemektedir. Bir kadın müşterinin, yumurta küfesindeki samanları ayıklayarak yumurtanın birini koyup diğerini kaldırdığını camekanın arkasından görünce, dışarı çıkıp
“Bayan ele sen neydirsen?” der
Kadın
“Ne yapacağım der, bozuk yumurta almamak için seçiyorum!”
Kor Sabri
“Yumurtalar daha bu sabah köyden geldi, bozuk mozuk yok” der
Kadın
“Kim demiş yok, ben kaç tane gördüm
Kor Sabri Celallenir “Ola muharrem ver o pahracı” der ve yumurta küfesinin başına oturur ve “bunun hangisi bozuk” diye tek tek yumurtaları kırıp bakraca doldurur. Kadın afallamış, olup biteni seyretmektedir. Küfede kırılacak yumurta kalmayınca, Kör Sabri muzaffer bir eda ile Muharreme seslenir:
“Al götür pahracı! Anan akşama kaygana yapsın!”
BİR YUMURTA HİKAYESİ DE GUCUR KAZIM’DAN
Erzurum’un İttihat Terakki Tarihine geçen en büyük komitacılarından biri olan Kazım Yurdalan, İsmet Paşa iktidara gelince iade-yi itibar etmekle kalmaz, Erzurum Belediye Reisliği görevini de alır. O zamanın kıt imkanları ile Erzurum’a hizmet vermektedir. Personeli yeterli olmadığı için çoğu zaman çarşı-pazar denetimlerini de bizzat yürütmek zorunda kalır. Bir gün Erzincan Çarşısında yaşlı bir kadının, bakkaldan yumurtanın fiyatını sorduğunu, ardından da eline bir yumurta alıp
“Vay ocağın delinsin Belediye reisi, bunculuh yumurta beş guruş ha! “ Dediğine tanık olur. Kazım Yurdalan ortaya söylenmiş bu söze, anında cevap verir, ama cevap tarzı ilginçtir. Önce sergiden bir yumurta alır, yere çömelerek tavuk konumuna geçer, yumurtayı o anda yumurtlamış gibi tutarak:
“Hanım hanım Belediye reisi ne yapsin , bunculuhsa , hoş bunu ben yumurtlamadım”
MAŞA İLE TUTULUP SOBAYA ATILAN GAZETE
Merhum Cevat Dursunoğlu’nun dedesi Ahmet Muhtar Bey Birinci Meşrutiyet Meclisinde Erzurum Meb’usudur. O zamanın meb’usları günümüzdeki “gece gündüz çalışıyor gözüken meclis” yanlışlığını yaşamadıkları için yılın büyük bir bölümünü memleketlerinde, temsil ettikleri halkın arasında, daha önemlisi mesleklerinden kopmayarak geçirirlerdi.
Ahmet Muhtar Bey sürekli İstanbul’dan haber alma mevkiinde bir insan. Ama gelin görün ki, şehrin tek gazetesi olan Envâr-ı Şarkıyye, muhabiri, muharriri, müdürü, müvezzi ile devlet memurlarının elinde; onlar ise şehrin valisine dalkavukluk yarışında. Sabah uyanıp da masasının üzerinde böylesi sicili bozuk bir gazetenin nüshalarını bulan Merhum Ahmet Muhtar Bey, her defasında uşağına şu emri verirmiş:
“-Ömer Efendi! O maşayı al, o kağıt parçasını o maşa ile tut, o sobayı aç, şimdi içine at, sen de git elini yıka!”
KÖY VE KÖYLÜLÜK ÜZERİNE ERZURUM FIKRALARI
YAYLA BEYİ
Eskı Erzurum kır hayatında pek çok köyün yaylası vardı. Yaz gelende, güle oynaya yaylalara çıkılırdı. O şetaretli günlerin birkaç yayla türküsünden gayri geriye kalan yok. Yaylalarda daha çok hayvancılık ve hayvan ürünlerinin işlenmesi söz konusu olduğundan, daha çok kadın ve çocuk emeğine ihtiyaç duyulur, asıl rençber işlerini yürüten erkek gücü köylerde tarla ve çayırla ilgilenmek üzere kalırlardı. Bu yüzden yaylalarda köyün yönetimi bir nevi kadınların eline geçmiş olurdu. Buralarda kadın aile reislerinin adı “yayla bey”i idi. İşte böylesi bir yayla beyi, pırıl pırıl parlayan ama üşütmeyen ve de yakmayan güneşin altında büyük ekmek teknesine hamur tutmuş, mayasını atmış ekmeğe başlamak için hamurun olgunlaşmasını, yani mayalanmayı bekliyor. Vaktin geçmesi için sohbetten daha iyi ve tatlı ne olur? Daldığı ve nice dakikaların geçtiği koyu sohbete küçük torununun
“-Nene bah” diye eteğinden ısrarlı çekiştirmesi ile kopabiliyor.
“-Neye bahim oğlum”?
Çocuk eli ile hamur dolu ekmek teknesini gösteriyor.
“-Vay, kara hınzır, oşt oşt”
Hamurun üstüne çoküp şapur şupur yiyen çoban köpeği zerre kadar tınmıyor.
Bu sefer yerden bir daş alıp köpeğe fırlatmak üzere elini havaya kaldırıyor.
Köpekle burun buruna gelmiştir. Ama taşı fırlatmak cesaretini bulamıyor. Çünkü öyle bir hırlayışla hırlıyor ki çoban köpeği bu diklenme ile “ben bu hamuru yiyeceğim, mani olursan fena olur” demeğe getiriyor.
Yayla Beyi’nin “beyliği” de burada iflas ediyor:
“- Köpek Gardaş! Ben demirem ki yeme; ye, ye de hamur ekşimedi sora karnın ağırır!
“UŞAH AYAĞA KALKIN, BELKİ DOYMUŞSUZDUR.”
Köylünün biri yeni bir göz oda yapmış, damına toprak çekilecek. Köyün gençleri “hay edin uşahlar!” denerek yardıma çağrılmış.
İmece usulü işlerde çalışanların karnını iş sahibinin doyurması töre. Gençler sofraya davet ediliyor. Ne hazırlık görülmüşse bir solukta silsipür.
Bu sefer “Ulan ayıp olacak” denip yedekteki yiyecekler sofraya taşınıyor, gençlerde doyma alameti yok. Hene sahibi işin içinde bir muziplik olduğunu anlayıp, bu muzipliğe ince bir taşlama ile nokta koyuyor:
“-Uşah hele ayağı kahın, belki doymuşsuzdur!”
BENİM ADIM “FARZ”
Köy yerinde ziyafet eksik olmaz, hatırlı kişilerin ziyafetine komşu köy eşrafı da sıkça çağrılır. Böyle bir ziyafette, karşı köyün hocası da davetli. Marabalar, yanaşmalar yemek hizmeti görüyor neşe içinde sinilerin biri gelip diğeri gidiyor. Misafir hoca geri götürülecek olan sinileri “sünnetlemek” gerekir diyerek son tanesine kadar midesine indirmeden hizmekerlere teslim etmiyor. “Yahu , şu kalan yemeği bize bıraksa da ara yerde karnımızı doyursak” diye hayal kuran hizmekarların halini artık düşünün.
Yemek bitmiş, iş el yıkama faslındadır. Genç Hizmeker Misafir Hocaya sırtında peşkir elinde ibrik su dökmektedir. Misafir hoca efendi genç hizmekere iltifat ihtiyacı duyar:
“-Maşaallah ne güzel delikanlısın, adın neyidi?”
Gencin duduklarından bıçak gibi keskin bir kelime dökülür:
“-Farz”
Misafir Hoca
“-O ne biçim şey, Farz diye isim olur mu?
“-Hemii! Sünnet diyim ki beni de yiyesen!
HOCA ve BOSTAN
Köy hocalarının arasında abide şahsiyetler yetiştiği gibi, zaaflarla malül olanlarının da sayısı az değildir.
“Hocanın dediğini tut yaptığını yapma” sözü, muhtemelen, köy yerinin icadıdır. Niye derseniz, köy yerinde muhit dar her şey göz önünde olduğundan, hocaların meziyetleri de zaafları da köylü tarafından bilinir. Kimi köy hocaları hakkında anlatılan acımasız fıkraların da menşeini, bu çelişkili durumda aramak gerekir. İşte bunlardan biri.
Hizmeker ağasına, köyün alt başından seslenmektedir.
“-Ağa, bostana bir camış daldı, hoca da onunla beraber!”
“Ula, camışı bırahın hocayı dutun!”
OLA BAKKAL! PEKMEZ KAÇA?
Erzurum’a alış veriş için gelmiş köylünün biri fırından taze ekmek almış, karnını doyuracak. “Bir de ucuzundan katık bulsam fena olmaz” diyerek bakkal sergilerinin önünde aranıyor. Bir ayakkabı tamircisinin yumuşasın diye köseleleri attığı su teknesini, bekmez sanarak soruyor.
“ -Olo, Bakkal! Bekmez kaça? “
“-Ne edeceksen?”
“-Bu somunu batırıp yesem ne olur”
Eskici müzipçe gülümsemiş:
“-Beş guruş olur!”
Köylünün fiyata aklı yatar, ekmeğini yedikten sonra keseyi çözüp eskiciye beş kuruşu uzatır ve
“-Olo bakkal! der, sanma ki köylü eşşek, senin pekmezin datli degildi!
FALAKAYA YATIRIRIM SENİ!
Yıllar önce bir tiyatro grubu Erzurum’a turneye geliyor. İlk gece
şehrin protokolü ön safta. Tiyatro sanatçısı Ülkü Tamer oyunda kızın
babası rolünü oynuyor, kızını istiyorlar, vermiyor. Çocuk aşk
acısından ölüyor falan filan... Halk acaip etkileniyor oyundan, çoğu
hüngür hüngür ağlıyor. Oyun bitiyor iki polis geliyor kulise,
“Komiserim sizi istiyor” diye. Ülkü Tamer de, “Çok etkilendi tebrik
edecek herhalde” diye kalkıp gidiyor. Karakola bir giriyor, ortalık
buz gibi. Komiser bizimkini görünce sinirle ayağa kalkıyor.
"Lan sen ne şerefsiz adamsın. Vermedin kızı, bak ne oldu gül gibi
oğlan öldü gitti."
Ülkü Tamer "Ama efendim, gak guk" diye açıklayacak oluyor. Komiser,
"Sus” diyor, “Yarın akşam da gelip izleyecem eğer yine kızını
vermezsen hepinizi karakola alıp falakaya yatıracağım."
Ertesi gün Ülkü Tamer oyunun sonunu değiştiriyor. Kızını veriyor
oğlana, oyun rezalet oluyor ama komiser en ön safta mutluluk
gözyaşları döküyor!
SAHNEYE AYAKKABI!
Yine Erzurum’a bir tiyatro grubu gelmiş. İslami oyun oynuyorlar.
Neyse oyunun bir yerinde rol icabı İsrail askeri kılığına girmiş
oyuncular, Filistin genci rolündeki gencin kolunu kırıyorlar. Oyunun
başından beri gaza gelen hacı amcalardan biri tam o sahnede daha
fazla dayanamayıp
"Tekbiiiir Allahu ekbeeer " diye bağırarak fırlıyor ve ayakkabısını
çıkarıp İsrail askerlerinden birine fırlatıyor. Asker rolündeki
oyuncunun suratı kan içinde kalıyor. Oyun iptal ediliyor ama işin
komiği ayakkabıyı fırlatan hacı amcaya anlatamıyorlar bunun bir oyun
olduğunu. O hala "Munafıklar! Bırakmadınız diğerlerini de devireyim"
diyormuş.
BİR DE ARDİYEMİZ OLAYDI
Nataşalar yaşlıca bir Erzurumlu esnaftan alışveriş yapmışlar ama sıra para
vermeye gelince biraz işi gevşek tutmuşlar.
Dadaş bıyıklarını kaşıyıp “ tükan ufah olmiyaydi,bir de ardiyesi olaydi..” diye
hayıflanmış.
BOY KÖYNEGİM GALMADİ..
Seks filmleri furyasında Erzurumlu kadınlar çeşme başında konuşuyorlar :
“ Vıışşşş Sinamacı Möhettinin gözi kor ola..Herif eve gelir gözleri
dönmiş..Vallah sandıhta boy köynegim galmadi ! “
“ He anam he bizimki de ele....”
DERLER Kİ HACİ NİYE ÖLMİŞ..
Nataşalar Erzurumli bir Hacıdan alışveriş yapmışlar,ödeme esnasında da ahlaksız
ir teklifte bulunmuşlar.Hacı hınzır hınzır gülmüş “ Sizi memnun etmek
golayda,,derler ki haci efendi hötveren hesteliginden ölmiş ! “
BU BİR NUTUHTUR
Pasinlerin kurtuluşunda Belediye baskan VEKİLİ SABİH Pasin heyecanlı bir nutuh
çekiyor : “ Ermeniler saldırdıh,ahan şu ot yığınlarına kadar geldiler,biz
saldırınca şu çeşmenin yanından kaştılar “ Nutku dinleyen ve o günleri yaşamış
yaşlı kadın itiraz edip “ Ola sabih atma atma..sen ne anlatirsan,sen o günleri
gördün müki “ deye sorar.
Buna sinirlenen Başkanvekili “ .....h yeme Behile,bu bir nutuktur! Ne söyler
söylerem.!” der.
ERZURUM’DA SPOR DALLARI
Erzurum Beden terbiyesi il müdürlüğünün eski kayıtlarında spor dalları şöyle
sıralanıyor;
1. Çimme dalı (yüzme)
2. Gumbuz dalı (boks)
3. Seyirtme dalı (atletizm)
4. Cılıt dalı (cirit)
AĞZIZIN İÇİNE TUVALET
İkinci kez aday olan Horasan Belediye başkanı seçim konuşması yapıyor ;
“ Hemşerilerim...Daha düne kadar çalıların altına hacet giderirdiz.Bahın
ağzınızın içine hela yaptım..Rahat rahat çerlirsiz.”
İNEKLER NASIL ÇIHİR
Hayatı köyde geçmiş babasını İstanbula götüren Erzurum’lu dört katlı apartmanın
en üst katında oturuyor.Baba evi çok seviyor ama bir şeyi aklı almıyor :
“ Evladım,ev çok güzel,çok sevdim de inekler nasil inir çıhir buradan “
İDAM MAHKUMLARI
Güneydoğulu,Karadeniz’li ,Erzurum’lu üç kişi idama mahkum olmuşlar,son
dilekleri sorulmuş :
Karadenizli .: ‘ Bu da bağa bir ders olsun “
Güneydoğulu “ İpim gırmızi olsun “
Erzurum”li “ Gardaş benim boynum gıdıhlanir,beni boynumdan asın “
demişler !
ELEYSE NİYE DURDUN
Erzurum’lu bir hanım telaşla koşarak Belediye otübüsünü durdurmaya uraşıyor.Halk
ıslıklıyor,Şoför acı bir frenle duruyor :
Kadın .: “ Gardaş bu otübüs iliceye gidir mi? “
Şoförün canı burnunda ,araba dolu,zor durmuş,kızgınlıkla “ hayır bacı getmez “
Kadın: “ vış devamsız eleyse niye durdun ! “
GAYNIMGİLE GİDİREM
Trafik lambaları şehre yeni konulmuş.Trafik polisi kırmızı ışıkta geçen Teyzeye
çıkışıyor “ Teyze teyze dur nereye gidiyorsun “
Teyze çok kızgın cevap veriyor :
“ VIŞŞŞ devamsız,erimden izin almışam gaynımgile gidirem sene ne ??”
DALIZA GUDİK DIRMANİR
Omuzları tilki kürklü bir hınımefendi Cumhuriyet caddesinde yürürken Dadaş
yanına gelip şöyle diyor :
- Baci ,baci dalına gudik dirmanir
Hanım kızgın kızgın
-Git işine kardeşim,ne dalı ne gudigi diye dadaşı tersliyor.
Dadaş cevap veriyor :
- Benene kıtlarsa seni kıtlar ! (SN.Ahmet YILDIRIM’ın kitabından)
BEN BU OTOBOSUN YOLCOSUMUYAM ?
Dadaş turizm otübüsü Ankara’da mola verince yaşlı birdadaş ihtiyaç giderip
otübüse biniyor. Okuma yazma bilmeyen Dadaş otübüsten başını uzatıp :
“ Dadaşlar hele bakın ki ben bu otobüsün yolcusumuyam ! “
KİLİM NASIL DOKUNUR
Şenkaya”da kilimci teyzeye kilimi nasıl dokuduğunu sormuşlar,şöyle anlatmış :
“ DÖRT ASMA
DÖRT BASMA
İKİ TİKME
BİR SALLAMA “
EZAN
Dini biraz gollik yaşlı teyze köyden Erzurum”a gelince yanık yanık okunan ezanı
duymuş ve sormuş ;
-bu ne bağırir
cevap vermişler ;
- Ezen ohinir
- Mala davara zarari var mi
- Yoh
- İyi,iyi değmeyin ohusun!
CEHENNEMDE BİR TORTUMLU
Tortumluyu mezara koymuşlar,günahı fazla,melekler sıkıştırınca tepesi atmış:
-Aha imanım bele tetiğizden değil mi,kimse gelmek istemir !
ERZURUM’LU ÖĞRENCİNİN SÖZLÜ SINAVI
Erzurum lisesinde Erzurum’lu Öğretmen ,Erzurum’lu öğrenciyi sözlü sınavı yapıyor :
-Arhadaçi
-Buyur hocam neci?
-Adın neçi?
-Mehmet Zeçi
-Numaran neçi?
-içiyüz içi
-Memleçetin nereçi?
-Erzürümün içi
-Soriyi bilirmisen peçi?
-Hocam sori neçi ?
-Erzürümün nüfüsi neçi?
-Hocam bilmemçi
-Eleyse otur içi
-hocam neyettimçi?
SEVİLMEYEN MİSAFİR
Erzurumlu aileye sevmedikleri bir kişi misafir gelir.Sabah kahvaltısı
vermezler,öğle yemeği gelmez,akşam yemeğini misafir dört gözle beklemektedir .
Ev sahibi misafire şöyle der .
- Gardaş sana bir gaygana yapmak hakkımızdır,ama inek dağda,dana bağda,tavayı
komşudan bulsam da müşkilat yumurta ile yağda !
TEVECCÜHÜN TOHTOR BEY
Erzurum’lu öksürük şikayeti olan eşini doktora götürmüş.Doktor da
Erzurum’lu...
Doktor stetoskopu kadının cegerlerine koyup :
-buraya bir şey tohunmuş ( soğuk almış anlamında) deyince ,Erzurum’lu koca ;
-ESTAĞFURULLAH tohtor bey,teveccühünüz “ diye cevap vermiş.
ZEKİ BU NEÇİ
Erzurum’un Köylerinden birisinde oturan yaşlı amca hastalanan eşini Şehre
doktora getirmiş.Cumhuriyet caddesinden geçerken Yakutiye medresesinin
minaresini göstererek :
-Zeçi
-Buyur kadın
-bu neçi
Adamın parası çıkacak, hanımı hasta,canı sıkkın kadını terslemiş ,
-erzürümün çüçi
Kadın altta kalmamış
-sağolana neçi ?
OLA İP VER , OLA İP VER
Erzurumun sevilen müezzinlerinden biri ,yanık yanık ezan okuyorken,uçurtma
uçurtan çocukların ucrtmaları elektirik teline takılmasın mı ?
Ezanı hiç bozmadan,aynı makamla şöyle diyor :
“ Ola ip veeeeeeerrrrrr,,ola iiippppppp veeeerr....Hayyalelfalah......”
Aynı müeizzin kendisini kızdırmak için minareyi taşlayan çocuklara da ,elleri
kulaklarında,ezan makamıyla bağırırmış :
“ ola oğlummmmmm.minareye taş atma..minareye taş atma..”
BİR GELİN KAYNANA ATIŞMASI
KAYNANA
ÇİFT MİNDERİN ÇİFT YÜZİ
BİZ NE TANIRDIK SİZİ?
KÜRK GEYDİN HANIM OLDUN
ASLIN ÇİNGENE KIZI
KAYNANA
ELE ZAGAR GİBİN ZIRLAMA
İŞİN GÖR OLMA AVARA
AKŞAM SÖYLERSEM OĞLUMA
GETİRİR ÜSTEN BİR KUMA
GELİN
KAYNANAM KAZAN KARASI
KAYNANAM ALLAH BELASI
KAYNANAM ALLAH ALASI
OĞLU DA BANA KALASI
RAFA BİR FİNCAN KOYDUM
İÇİNE MERCAN KOYDUM
KAYNANAMIN ADINI
POÇÇİKLİ SİÇAN KOYDUM
ATIM VAR KATIRIM VAR
ETİMDE SATIRIM VAR
VALLAH VURUR ÖLDÜRÜREM
OĞLUNUN HATIRI VAR
KAYNANAM ESTİ MESTİ
BENİ OĞLUNA KESTİ
KESTİDE NELER ETTİ
SARILDI BAĞRINA BASTI
İCATTA İCAT
Radyo yeni icat edilmişti.Köyün birinde evdeki radyoya büyük hoperlörlerden
birini bağlayıp dışarıda duvara bağlamışlardı.Oradan geçen köylü çalın müziği
dinlemiş dinlemiş hayretle şöyle demiş :
- icatta icat gardaş,bedira da gonişir! (Kovaya bedira derler,büyük hoperlörü
kovaya benzetip,kovanın konuştuğunu sanmış zavallı)
NİYE NE OLDİ Kİ?
Çok şakacı bir arakdaşımız anlatıyor :
- Eve geç gittim,hanım uyuyor,aklıma biraz keyiflenmek düştü.Yatağa girip
helalinden aganigi naganigi vaziyetinden sonra bir güzel çimdim.Dedim hanımı
da kaldırayım o da abdestini alsın.- Hanım kalk abdestini al da öyle uyu dedim,
Hanım hayretle :
- NİYE NE OLDİ Kİ DİYE sormaz mı ?
SENE İNANMIYANIN
Ak sakallı ama diri bir ihtiyar Ulu Camide yüksek sesle dua ediyor :
_ Ya rabbi,teksen,birsen,bizi yaratansan..Sene inanmayan kafirdir,ahmahtır,sene
inamayan felcolsun,yoh olsun,gehr olsun...Sene inanmayanın anasını
avaradını.................
YATAK ŞİFRELERİ
Erzurumun evleri küçük,nüfus kalabalık.Eşler çoluk cocuğa karışınca aynı yatakta
zor yatıyorlar..Anneler genelde kızlarıyla yatarlar,eşle şifreleşince “ ŞERİAT
DÖŞEĞİNDE YATARLAR,SABAH OLUNCA ÇİMERLER “ di...Mesela İhtiyar fısıltılı bir
sesle ;
- “ MUHTAR “ diye bağırınca,eğer çocuklar uyuyor ve durum uygunsa yenge cevap
veriyor:- “ HEYET “Bu cevap gelince iş,işve tamam.
Beyamca soruyor : “ ALO YONCALIH “Cevap : “ Ey olur,yaparıh “
Ya da amcayı kızdıran cevap geliyor :“ Hınzır yat gızlar uyanıh !”
UUH DA MI DEMİYAH
Hoca camide hanımlara vaaz veriyor .İnce işlerin adabını anlatıyor.
“ Aziz müslümanlar ,helalinizle murad alıp verirken ses çıkarmanız pek münasip
değildir “Tortumlu bir gelin utanarak sıkılarak sorar :
“ Hocam UUhh da mı demiyah“
İSLAMIN ŞARTI
1970 Yıllarda Kars’la Erzurum arasındaki gerginliği bilmeyen yoktur. Kars
Otübüsü Hasankalede durunca Kalalı gençler trene biner, İDEOLOJİ VE İNANÇ kontrolu yaparlardı. Böyle bir kontrolde otübüsün içindeki aşağıdakine sormuş :
“ Memmet Dadaş, Karslıya islamın şartını sordum beş dedi ne edim “
“ dokkuz diyene kadar yapıştır!”
ATEŞİ YÜKSELT
Erzurumda yaşlı bir nine doktora gitmiş.Bir çok hastalığı var.Doktor hemşireye
“annenin ateşini ölç” demiş.Hemşire “ doktor bey ateşi yüksek 37 “ deyince nene
“ Dohtor oğlum gurban olim ambu eteşi 40 a çıharda birez issinim,soyuhdan
doniram,ücreti möhim değil.. “demiş.
BİZİ EŞŞEK SANSINLAR
Üç tortumlu gece mezarlığın yanından geçerken birisi korkmuş:
- Ula biz buradan geçerken ölüler hortlarsa ne ederük?
- Diğeri ,,elhemi bilirmüsen
- Olabilürdim ama korkudan unuttum
- Ele ise ne edek
- Ene eyisi elerimizi yere koyup yürüyek,bizi eşşek sanıp bir şey etmesinler !
ERZURUMUN MEŞHUR ŞEYLERİ
Bir misafirlikte Erzurumlu olmayan bir kadın yanındakilere sormuş :
-ERZURUMUN nesi meşhurdur?
-Gargadır guşi,şalgamdır yemişi,sekkiz ay gışi
Bir başka Erzurum’lu atılmış :
-Gız ,çaşırı,çirişi unuttun.
Misafir bu sözleri yanlış anlamış ve sormuş :
-O “ çarşının girişi “ nasıl bir yer ?
GUGGULİGU Mİ DER ?
Kendine kilot almak isteyen genç bir kadın çamaşırcı dükkanına girer.Yaşlı
dükkan sahibinden izin bile almadan sepetin içindeki renk renk donları uzun
süre karıştırır,hepsini bir yana savurur ama karar veremez.Dükkan sahibinin
sabrı tükenir:- Hanım sen arada ikisaatır ne arirsan,bulamadın mi?
- Pembe don ariram o da yoh !
- Peki başka renk don geysen guguligu mu der ?
- Vışşşşş devamsız ! diyen kadın mağazayı terk eder.
FARZET Kİ ÖKÜZLER YİYİR
Erzurum’da birisi tanıdık bir köylü dostuna misafirliğe gidiyor,Köylü ev
sahibi izzet ikramda bulunuyor,Yemekten sonra misafirin önüne bir kalbur yer
elması koyuyor.Bu kadar çok ikramdan mahcup olan misafir :
-Ağa ne zehmet ettin,bunlara ne lüzum vardı der.Ağa ;
- Ne zehmeti efendi farzetki müsürlüğe tökmüşem öküzler yiyir !
İKİ POHLİ YUMURTA
kayganası ikram Vali çok memnun oluyor ve nezaket icabı şöyle diyor :
-Muhtar ne zahmet etmişsin,bu kayganaya gerek yoktu,ayran yeterdi..Muhtar :
-Ne zehmeti Vali beğ, İçine tükürim, iki pohli yumurta,ne gıymeti,afiyetolsun...
SEVENLER İYİ DİYİRLER
Askerde iken Şenkaya’lı genci görücü usulü nişanlamışlar ama,genç nişanlıyı
hiç tanımıyor.Arkadaşları sormuşlar :
-Ali nişanlın nasıl biri,memnunmusan,
-Vallah gardaş benden evvel sevenler memnunlar,eyi diyirler,ben bülmirem.
ERZURUMLU BERBER
Erzurumlu bir berber müşterisini traş ediyor.Bir hemşehrisi uzaktan hal hatır
soruyor:
-Yusuf emi neeeeeeydirsen ?
-Neydim dadaş,ahşama gadar it gırhıram!
( İt gırhmak’ın diğer bir anla mı da işsizlikten sinek avlamaktır.)
İTİNİ ÇALDIRAN ERZURUMLU
Erzurum’lu birisi, “ itimi bu adam çaldı” diye bir hemşehrisini dava
ediyor.Mahkeme başlayınca Hakim :
-Oğlum Köpeğini bu adamın çaldığını nereden biliyorsun,delilin var mı
diye soruyor.
- Hakim beğ benim itim ,senden ey olmasın çok değerli hayvandır.Daha tüfegimi
ava doğrultmadan,ava doğru koşar,avı havada yahalar bene getirirdi. İtin
şöhretini duyan bu adam iti bana sat diye çoh peşimde dolandı. Satmayınca bu
çalmıştır.
FAYTONUNA BİNEBİLİRMİYİM ?
Gürcükapıda faytonculuk yapan hemşehrimize çok kibar bir beyefendi yaklaştı :
-Beyefendi binebilirmiyim?
-Tabi beğ diyen faytoncu kendi kendine şöyle konuşuyor :
- Ola ne adamlar var hem parasini verir hem binebilirmiyem diye sorir ,parasini
verdıhtan sora teyyareye bile binersen ! Payton neçi ?
KALIP GİBİ TEZEKLER
Erzurumu gezen turist kenar semtlerdeki tezek kalaklarını gösterip sormuş :
-Bunlar nedir nasıl yaparsınız ?
-Bunlara tezek derler,hayvan dışkısıdır,kışın yaharıh..
-Demek sizin hayvanlar böyle kalıp gibi yapıyorlar!
SARHOŞ NARASI
BEN,KANLIYAM
DELİKANLİYAM
BİR ARAB TEZEK SATMİŞAM
250 GRAM RAHI ALMIŞAM
YARISINI İÇMİŞEM
YARISINI YAHAMA DÖKMÜŞEM
ÖLMÜŞ PİSİGE BIÇAH ÇEKMİŞEM
BİR ARABA TEZEĞİ YEMİŞEM
EVİN HeR EKSİGİNİ DE GÖRMÜŞEM.
KOCALARIN SAYISI
Çocuk anasına sormuş :
-ANA doğru söyle kaç kocaya vardın?
-Nebilim sayisini unuttum
-Sen söyle ben sayarım
-Ali, Veli,Durali,on da ondan ileri,turp satan,pambuh satan,bir de rehmetlik
atan..Kaç etti ?
ERZURUM USULÜ AEROBİK
-Ecilin,ecilin-Öne ecilin ,eycemen ecilin
-Sağa büçülün,bir içi üç
-Sola büçülün bir içi üç
-şimdi tiçilin !
YER ALTI ZENGİNLİĞİ
Öğretmen ilkokul öğrencisine soruyor :
-oğlum toprak altındaki zenginlikleri anlat bakalım-azıcık eşende böcük çıkar
-derinlere in oğlum derinlere-biraz daha eşende soğulcan çıhar-in in
-biraz daha inersek öğretmenim HEZİNE çıhar!-Otur itoğlu it yerine!
DAMIM SİTAVUH KÖYÜNDE
Erzurum’lu İstanbu’da gezerken hele bir diskoya uğrayayım demiş ama,kapıda
- Damsız girilmez yazıyor. Yaklaşıp kapıdaki görevliye ısrar etmiş :
- Gardaş benim damım Erzürüm sıtavuh köyünde,altına gındillik tahim burya mi getirim!
BENNAM DAĞLARI
Erzurum”un En yüksek dağları hangisidir yazılı sorusuna bir öğrenci “bennam “
dağları cevabını yazmıştı.Öğretmen sınıfta çocuğu kaldırıp sordu :
“ Oğlum nereden çıkardın Bennam dağını “
Erzurum”lu olmayan öğrenci şöyle cevap verdi :
“ öğretmenim,soruyu bilmeyince yanımdakine sordum BENNAM “ diye cevap verdi.
( Bennam ,ben ne bileyim anlamında bir sözcük )
GECE YEDİĞİN BALDI,ŞİMDİ ...HU YEDİN..
Erzurum zenginlerinden birisi misafirleriyle gece ahbaplık yapıyordu.Sabaha
yakın,hava soğuk,hizmetkarlarından Hasan’ı çağırıp :
-Hasan rakımız bitti,git biraz rakı getir diye talimat vermiş.
Hasan zemheri ayazında paytona atlayıp gölbaşında rakıyı alıp gelinca ağa keyfe
gelip;
-Hasan eferim,sabah hatırlatta birkaç kuruş vereyim,bir at bir araba alda kendi
işini kur , demiş.
Sabah Hasan konağın önünde Boyunun bükmüş beklerken ağa dışarı çıkmış,Hasan’ı
görmüş :
“ Hasan sabah sabah ne kesmişsen gapıyı,işin gücün yohmu “ diye çıkışmış.
-ağa gece bana söz verdin,para verecektin ki at arba alayım,işimi kurayım!
-itoğlu it ne sözü,sarhoş sarhoş bir p...h yemişim,sen de ninamışsan.
- Yoh ağa yoh gece sarhoş sarhoş yediğin baldı, asıl p....hu şimdi yedin !!!
VATAN SEVGİSİ
Karoyulu ile seyahati sakıncalı olacak derecede hasta bir Erzurum'luyu hayatında
ilk defa uçağa bindirmişler,seyahat sonrası sormuşlar :-Dadaş nasıldi yolculuk,
-çok güzeldi teyyare yolculuği süzüldi süzüldi indi.Ama vatan topraği yuhardan
bir kirtik görünir,vatan toprağıni küçülmüş görmek beni üzdi !
SANATÇININ SAYGISI
Erzurum'un yerel sanatçılarından Raci ALKIR çay bahçesinde konser verirken
dengesini kaybedip havuza düşüvermiş.Elinden mikrofunu bırakmayan ALKIR ,bir
yandan suda debelenirken bir yandan şu meşhur türküyü söylemeye başlar :
"SUDA BALIH YAN GİDER "
VİEGRA MUHABBETİ
Erzurum'un şakacı gençleri mahallelerindeki orta yaşlı bir komşularına başağrısı
ilacı diye viegra içirip akşam pencereyi dinlemeye başlamışlar.Zavallı teyze
kırk yıllık helalinden görmediği muameleyi görünce nefes nefese bağırıyormuş :
- Mevlüt uzah tut ander termaşı da bir nefes alim !
PALANDÖKEN MUHABBETİ
Palandöken'de kayak yapmaya gelen bir hanımefendiye İstanbul'a dönüşünde :
-yediğin içtiğin senin olsun,,bize gördüklerini anlat demişler, o da şöyle cevap
vermiş :
-Tavan,Tavan,Tavan !
|
| Bugün 96126 ziyaretçi (304569 klik) kişi burdaydı!
|
|
|